Nazan Öncel Barış Akarsu için Yazdı!

14/7/2007 · Kategori: Kultur Sanat

Haber:  Nazan Öncel Barış için Yazdı!
Nazan ÖnceL BARIŞ AKARSU İÇİN DUYGULARINI KALEME ALDI VE 'AÇ GÖZLERİNİ UYAN BARIŞ'IM' DİYE HAYKIRDI!

Bütün nefesimi tuttum, günlerdir ellerim havada Allah'a yalvarıyorum. Belki de Allah benden usanmıştır artık. Aç gözlerini Barış'ım, uyan; hadi n'olur uyan! Yaşamak için çok nedenin var. Önce sana hayat veren anneciğin, bu acıya dayanamam diyen babacığın ve bütün sevenlerin için uyan. Evet, belki hayat zor, belki çetrefilli, belki gereğinden çok acımasız, ama yaşamak her şeye rağmen güzel ve böyle uyumak sana yakışmıyor Barış'ım.

Senin için mümkün olsaydı kalan ömrümün tamamını verebilirdim. Çünkü senin umutların, çünkü senin yarınların, çünkü senin gençliğin var. Öyle ıslak ıslak baktırma, fazladan ağlatma bizi yavrucuğum.

Barış ağabeyinin de dediği gibi, Anlıyorsun değil mi?

Bütün sevenleri ve ailesi adına,

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

EBRU SANATI

11/7/2007 · Kategori: Kultur Sanat

Ebru: Suyun Verdigi Gülümseme

Ebru: Sudan kâğıda akan renklerGeleneksel sanatlarımızdan en yumuşak, en hoş olanlarından biri ebru. Renk renk, köşesiz ve geçişli şekiller, su dolu bir teknenin içine konan sıvı boyanın şekillendirilmesi ve onun kâğıda aktarılması ile elde ediliyor.

Genellikle eski yazılarda, kitaplarda, panolarda kenar süsü olarak kullanılan ebru, giderek tek başına saygı görmeye başlamış bir sanat. Gerçi arada unutulma tehlikesiyle yüz yüze kaldığı zamanlar olsa da son dönemlerde ebru öğrenmeye hevesli kişilerin artmasıyla bu tehlike ortadan kalkmış görünüyor.

Ebru yapmak için gerekli başlıca malzeme, bildiğimiz su. Ancak suyun içine rastgele boyalar dökerek onların kâğıda birebir yansımasını bekleyemeyiz elbette. Genellikle dikdörtgen, alçak kenarlı bir teknenin içine doldurulan suya, yoğunlaşmasını sağlamak için ‘kitre’ denen bir bitki özü karıştırılıyor. Toz halinde satın alınan bu malzeme, kullanılmadan önce suda bekletiliyor, süzülüyor ve yoğruluyor. Aslında ebru sanatının hemen her aşaması için aynı şey geçerli: Sabırlı olmak gerekiyor.

Renklendirme için toprak boyalar kullanılıyor. Bunları kullanıma hazır hale getirmek için uzun bir ezme ve dövme aşamasına hazır olmak lazım. Üstelik ezme işi bittikten sonra da bulamaç haline gelen boyanın içine sığır ödü katılarak birkaç hafta bekletmek şart. Kolay bir iş olduğunu söylememiştik zaten! Öd, boyanın yüzeyde kalmasını sağlayan ve boyaların karışmasını önleyen maddedir; dolayısıyla o olmadan ebru da olmaz.

Ebru: Sudan kâğıda akan renklerBütün bu uzun hazırlık ve bekletme işleri tamamlandıktan sonra tekne başına geçilir ve boyalar kitreli suyun içine istenildiği gibi damlatılır. Metal çubuk ya da at kılı ve gül dalından mamul fırça ile istenen şekiller verilir. Sonra da dikkatli bir şekilde kâğıt tekne üzerine serilir. Su üzerindeki şekiller kâğıda nüfuz ettikten sonra yine dikkatlice kaldırılan kâğıt kurumaya bırakılır.

Ebrunun en önemli özelliklerinden biri, aynı ebrudan iki kere yapmanın imkânsız oluşu. Su üzerinde şekillendirme yapmak yeterince zorken bir de aynı şekilden iki kere yapmanın olasılığı yok. Dolayısıyla ebruda birebir kopyacılık rastlanan bir şey değil. Ebru sanatının inceliklerini öğrenmeye niyetli birinin, deneme yapmadan, okuyarak tekne başına geçmesi ve usta işi bir eser ortaya çıkarması mümkün değil. Tekrar tekrar deneyerek, sabrederek, işi çok iyi bilen birinin yardımını alarak çalışmak lazım.

İşin tarihine bakacak olursak, ilk ebrunun nerede, kim tarafından yapıldığının kesin olarak bilinmediğini söyleyelim önce. Ancak bazı yerlerde, kayıtlı ilk ebru eserinin 1595 tarihli olduğu yazılı. Tabii bu işin öyle pat diye ortaya çıkmamış olduğunu düşünürsek çok daha geriye gitmemiz gerektiğini görürüz. Bazı ipuçları, bu sanatın Orta Asya’da doğduğunu gösteriyor. Çin ve Hindistan’da da bu sanatın yansımaları var. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Üsküdarlı Şeyh Sadık Efendi isimli sanatçı, ebru sanatının gelişmesinde önemli rol sahibi. Daha yakın zamanda ise Necmeddin Okyay ve Mustafa Düzgünman, ebru sanatını koruyup geliştiren isimler olarak öne çıkıyor. Ülkemizdeki en önemli ebru sanatkârlarından biri, Hikmet Barutçugil.

Ebru: Sudan kâğıda akan renklerKelime anlamına bakalım: Ebru, kimilerine göre Farsça “bulutumsu” anlamına gelen ‘ebri’ ya da “su yüzü” anlamındaki ‘abru’, kimilerine göre ise Türkistan Türkçesindeki ‘ebre’ kökünden türeme. Mermeri andıran çizgiler içerdiği için, Batı dünyası ebruya ‘marbling’; yani ‘mermerleme’ adını uygun görmüş. Kimi zaman ‘Türk kağıdı’ olarak kullanıldığı da oluyor.

Giderek süsleme anlamında değeri daha iyi anlaşılan ebru, sadece kâğıt değil, kumaş, cam, tahta gibi materyallerle de bir araya gelebiliyor.

Battal ebru, şal ebrusu, çiçekli ebru, taraklı ebru, yazılı ebru gibi pek çok çeşidi olan bu zarif sanat, icra eden ve bakan kişilerin ruhuna işleme özelliğine sahip. Neden derseniz, su zaten başlı başına insana huzur ve sakinlik veren bir madde. Ebru üzerindeki şekiller ise bir nevi hipnotik etkisi olan, birbiri içine geçmiş, labirent benzeri renk ve desenlerden oluşuyor. Dolayısıyla ebrunun insan üzerinde olumlu bir etkisi olduğu gerçek.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Edebiyatta Kediler

11/7/2007 · Kategori: Kultur Sanat

debiyatta Kediler

Nankör mü, melankolik mi?: Edebiyatta kediler

Nankör mü, melankolik mi?: Edebiyatta kedilerBir şeye nereden ve nasıl bakarsanız, gördüğünüz manzara da durduğunuz yerdeki bakışınıza benzer. Bazı şeylerin manzaralarının ortası yoktur, ya aksınızdır ya kara, ya seversiniz ya da nefret edersiniz. Tıpkı insanların kedilere yaklaşımları gibi: Kedilere nankör diyenlerden misiniz, vakur diyenlerden mi; kediseverlerden misiniz, uğursuz olduklarına inananlardan mı? Ama herhalde bir konuda kimsenin şüphesi yoktur; kediler yalnızlığa iyi gelen hayvanlardır. Bu yanlarından mı değil mi bilinmez ama yazarların da kedi tutkusu pek bilinir. İşte kedisever yazarların kitaplarındaki kediler;

Yokluğu Çekilmeyen Kedi: Kedi tutkusu, yokluğu yaşamını çekilmez kılacak denli büyük olan yazar Bilge Karasu sadece denemelerinde kedilerinden bahsetmekle kalmaz; kendini en iyi yansıtan kitaplarından birinin adını “Ne Kitapsız Ne Kedisiz” koyar. “Kedi sevmek, kedinin, kendisini seven (kendisinin de sevdiği) kişi karşısındaki umursamaz bağımsızlığını baştan kabul etmek demektir” diyen Bilge Karasu’nun kedilerine koyduğu adlar da “Bibik” ve “Bıyık”mış.

Aynanın İçindeki Kedi: “Gülümsemesiz bir kedi alışıldık bir şeydi. Ama kedisiz bir gülümseme, işte bu çok ilginçti” der Lewis Carroll, “Aynanın İçinden”in bir görünüp bir kaybolan tuhaf kahramanı Cheshire Kedisi için. Herhalde sayacaklarımız arasında en ilginç kedi imgesi, “Aynanın İçinden”in çokbilmişi, tuhaf gülümsemesiyle felsefi öğütler veren Cheshire Kedisi’dir. Alice ne zaman ne yapacağını bilemez bir halde ortalıkta dolansa, nereye gideceğini şaşırsa, içinden çıkılmaz durumlara düşse Cheshire Kedisi beyefendi bir bilge olarak beliriverir. “Beliriverir” diyoruz çünkü bu kedi, gökyüzünde önce gülümsemesi sonra yüzünün öteki ayrıntıları olmak üzere yavaş yavaş görünür. “Varacağın yerin önemi yoksa hangi yoldan gittiğinin de bir önemi yok” der ve belki de bilinçaltını temsil eden kedisiz bir gülümseme olarak okurlarının içine işler.

Nankör mü, melankolik mi?: Edebiyatta kedilerKavga Nedeni Olarak Kedi: Kediseverler gözünüzde hep melankolik, sakin ve kırılgan insanlar olarak canlanıyorsa eleştirmen Nurullah Ataç’ın da sıkı bir kedisever olduğunu öğrenmek şaşırtıcı olacaktır sizin için. Ataç gibi hırçın, açık sözlü bir yazar bile Günce’sinde “kedi sevmeyen insanla anlaşamam ben” diyecek kadar kedi düşkünü. Ataç, kedilere getirilen beylik eleştirileri yanıtlar. Kedilerin nankör olmadıklarını, sahiplerine yaranmaya, kendilerini beğendirmeye çalışmadıkları için vakur olduklarını iddia eder. Ataç’a göre insanlar hep kendi büyüklüklerini kanıtlamak derdindedirler. Bu yüzden de sadece kedilerden değil, tüm varlıklardan kendilerine minnet duymalarını beklerler. Kedi ise nankör değil gururludur, minnet duymaz çünkü boyun eğmez!

Zeki, Fedakâr Kedi: Çocukluk masallarımızın en sevimlilerindendir Çizmeli Kedi. Babasının kendisine miras olarak tuhaf bir kediyi bıraktığını öğrenen küçük oğul elbette bu kedinin yaşamını değiştireceğini bilemezdi. Çizmeli Kedi atılgan, zeki, üstelik de “nankör kedi” tamlamasına zıtlık oluşturacak denli fedakâr bir hizmetkârdır. Kedilere yönelik tüm olumsuz sıfatların reddedilişi olarak belirir Çizmeli Kedi.
Nankör, Bencil Kedi: Kedi denince ilk akla gelen çağrışım melankoli ise ikincisi de nankörlüktür. Memduh Şevket Esendal “kedinin nankörlüğü”nü, bildik kedi ve sahibi ilişkisinden farklı bir biçimde anlatıyor “Soysuz Kedi” adlı öyküsünde. Anne kedi, kendi keyfince evin içinde dolanan, yavrularını emzirmeye bile yeltenmeyecek denli bencil bir kedidir. Bir gece sahibi, yavrularını emzirmek zorunda kalsın diye anneyi ve yavrularını bir dolaba kilitler. Ama sabah dolabın kapağını açtığında içeride tek bir kedi görür, o da annedir. Esendal’ın anne kedisi nankörlük ve bencillik sınırını vahşiliğin eşliğinde aşar. Herhalde hiçbir nankör kedi öyküsü de yavrularını yiyen bir anneninkinden daha etkileyici değildir.

Toplumsal Sınıf Göstergesi Olarak Kedi: Türk edebiyatının en eğlenceli yazarlarından Hüseyin Rahmi Gürpınar tam da kendisinden beklenecek bir şekilde kullanıyor kedi imgesini “Ada Vapuru” öyküsünde. Adadaki farklı kültürlerin temsilcileri karşı karşıya gelir bu öyküde: Madam’ın buldog köpeği, hanımların kedileri Mestan ve Ceylan’a saldırır. Böylece saatler süren vapur yolculuğu tam da Gürpınar’lık eğlenceli bir curcunayla geçer.

Uyumsuzun Notlarındaki Kediler: Güncelerini “Bir Uyumsuzun Notları” başlığıyla yayınlayan Tomris Uyar da bir kedisever. Sık sık kedilerinden bahsettiği “Yüzleşmeler”inde kedilerin insanlar tarafından nankör olarak değerlendirilmesine şaşmadığını çünkü kedileri tavlamanın zor olduğunu, örneğin basit bir ciğer parçasıyla başarılamayacağını söyler. Kedi kolay bir hayvan değildir. Sahibi olan insanı tavlamak belki de daha kolaydır. Çünkü insan kimi zaman kediye göre daha çocuksu olabilir.

Nankör mü, melankolik mi?: Edebiyatta kedilerAdı Katmerli Kedi: İyi bir kedi adında hangi harf mutlaka olmalı diye sorsak siz ne yanıt verirsiniz bilemeyiz ama Hulki Aktunç’a göre “S” harfi, iyi bir kedi adının olmazsa olmazıymış. Kedisi Sisip de kendisi gibi ukala, keyfine düşkün, alaycıdır. En azından “Uzanmış Bir Adamın Beş Düşüncesi”nde Sisip’i böyle tanımlar Aktunç. Sisip adı hem Yunan mitolojisindeki Sisiphos Söylencesi’ni çağrıştırır Aktunç’a hem de katmerli bir adı olduğundan onun için çok özeldir.

Kediler Kitabı: Gökhan Akçura, kedilerle ilgili kapsamlı derleme kitabı “Kedi Kitabı”nı hazırlarken sadece öykülerden yola çıkmamış. Deneme, anı ve makaleleri de toplamış. Elbette başka yazarların bir derlemesini yapmış olması, kendisinin kedilerle sadece editoryal anlamda ilgilendiğini göstermiyor. Akçura da kendi kedisi Pati ile bir otoparkta karşılaşmış ve bir de bakmış ki eve birkaç ay kalsın diye getirdiği Pati dokuz yıldır yanındaymış. Gökhan Akçura’nın bu kitabını fırsatını bulduğunuzda kaçırmayın deriz.


Kaynak : istegenclik.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::