McClane 4.0
McClane 4.0

“
Die Hard 4.0”, pütün patlamaların bilgisayarda alevlendiği dijital film dünyasında ferah analog bir nefes. Patlamalar, tetik mekanizmasına sarılı eski dostumuz poşet poşet benzinle yapılıyor, o kadar 80’ler ki!Diğer bir eski dostumuz da John McClane tabii. Çıplak yumrukları, bitmeyen tavşan pili enerjisi ve kıvrak zekâsıyla (havuz başında bidonlarla su tarttığı günü hatırlıyor musunuz?) Şimdiye kadar nice kötü adamları dize getiren McClane, bu kez zekâ kısmını biraz daha zorlamak zorunda, karşısında bilgisayar çağı kötüleri, siber teröristler var.
John McClane, karısından boşanmış, kızıyla küsmüş ve artık polis işlerinden illallah etmiştir. Hâlâ aynı sevimsiz, lanet adamdır anlayacağınız. Genç bir hacker’ı New Jersey’den Washington’daki FBI merkezine götürmesi görevi verilir. McClane de içindeyken Matt’in evi havaya uçurulur. Büyük hata! Birileri cidden Matt’i ölü görmek istemektedir. Sebep ise o birilerinin Amerika’nın tüm bilgisayar sistemlerini çökertmeye çalışan bir hacker oluşu ve Matt’in de ona istemeden yardım etmesidir. Sonunda McClane’in kızı kaçırılır. Gerçekten büyük bir hata!
“Die Hard 4.0” ya da Amerika’daki ismiyle “Live Free or Die Hard” , iki saatten biraz uzun ve yapımcılar her dakikasını aksiyonla tıka basa doldurmuşlar. Başlarda silahlı çatışmalarla başlayan olayların bir Bruce Willis filmi hacmine ulaşması uzun sürmüyor. Tam gaz giden arabalardan atlayan, bir Harrier jetinden fırlatılan füzelerden kaçan, bir helikopteri vurmak için havaya otomobil fırlatan, asansör boşluklarından arabalara düşen McClane, hâlâ bütün bu kahramanlıkları sadece “yapacak başka biri çıkmadı diye” yapmaya devam ediyor. Üstelik tüm bu anlattıklarımızda en ufak bilgisayar desteği yok. Elbette var ama filmdeki CGI desteği bir an bile gözünüze gelmeyecek kadar minimal. Zaten bütün bu numaralarda en ufak bir inandırıcılık kaygısı güdülmediğini tahmin edersiniz.
Filmin yönetmeni Len Wiseman (“Underworld: Evolution”ı hatırlayın), karanlık sokak araları, bodrum katları, asansör boşlukları, yeraltı tünelleri gibi klostrofobik bir yer bulup normalde sığmayacak miktarda aksiyonu oraya sığdırma şeklinde bir formül üretmiş. Formül başarılı, tıkır tıkır işliyor. McClane’in tek satırlık esprileri hâlâ güldürüyor ama durumun ciddiyetini bozmuyor. Ayrıca bodrumundan çıkmayan hacker rolünde en sevdiğimiz yönetmenlerden Kevin Smith var. Dublörler canları pahasına çalışmış, dijital çağda bu eski tekniklerin hem de bu görkemde kullanılması büyük lezzet veriyor. Biz daha uzatırız, anlayacağınız sinemada kaçıran daha sonra çok üzülür.
Kaynak:www.istegenc.com.tr
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!