Hz. Ali’nin Müslüman Oluşu

12/7/2007 · Kategori: Yasam

Hz. Ali’nin Müslüman Oluşu

27/6/2007

Hazret-i Hatice’nin tereddütsüz îmân edip Müslüman olması, Resûl-i Ekrem Efendimizi son derece memnun ettiği gibi, şevkini de arttırdı. Artık yeryüzünde davasını tasdik ve kabul eden biri vardı.
Peygamber Efendimizin, İslâma dâvet ettiği ikinci insan, yine en yakınlarından biri olan Hazret-i Ali idi. O, dört beş yaşından beri Efendimizin terbiyesi altında bulunuyordu ve o, eşsiz terbiyenin eseri olarak, akranlarına göre feraset ve ahlâk bakımından üstün bir seviyedeydi.
Birgün Resûl-i Ekrem Efendimizi Hazret-i Hatice ile namaz kılarken gördü. Hayran hayran seyredip namaz bitince,
“Nedir bu?” diye sordu.
Resûl-i Ekrem,
“Ey Ali, bu Allah’ın seçtiği, beğendiği dindir. Ben seni bir olan Allah’a îmân etmeye davet eder, insana ne faydası, ne de zararı dokunmayan Lât ve Uzza’ya tapmaktan sakındırırım” dedi.
Hz. Ali, bu teklif karşısında tatlı çocuk bakışlarını yere dikerek bir an durakladı. Sonra şöyle dedi:
“Benim şimdiye kadar görmediğim, işitmediğim birşey bu. Babam Ebû Talib’e danışmadan birşey diyemem.”
Fakat, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, henüz da’vasını açıkça ilân etme emrini almış değildi. Bu sebeple Hz. Ali’yi ikaz etti:
“Ey Ali!” dedi. “Eğer söylediklerimi yaparsan yap. Yok eğer yapmayacak olursan, gördüğünü ve işittiğini gizli tut. Kimseye bir şey söyleme!”165
Hazret-i Ali, bu ikaz üzerine sırrını muhafaza edeceğine söz verdi. O geceyi düşünerek geçirdi. Şafak aydınlığı ile birlikte gönlüne de aydınlık doğdu. Resûlullahın huzuruna giderek,
“Allah, beni yaratırken Ebû Talib’e sormadı ki, ben de Ona ibâdet etmek için gidip kendisine danışayım,” dedi ve Müslüman oldu.
Müslüman olan ilk çocuk şerefini kazanan Hazret-i Ali, o sırada on yaşında bulunuyordu.166
Tedbir, her zaman güzel bir harekettir. Ama bir davanın yeni yeni yayılmaya başladığı sırada çok daha güzeldir. İşte Allah Resûlü, Hazret-i Ali’ye gördüklerini ve işittiklerini şimdilik kimseye anlatmama ve duyurmama ikazında bulunmakla kâinatta da câri olan tedbir, tedric ve hikmet kanununa riâyet ederek, bizler için de bir ölçü veriyordu. Gerçekten tedbire başvurma, zaman ve mekânın şartlarını gözönünde bulundurarak dâvasını yayma Allah Resûlünün tebliğ hayatında mühim bir yer işgal eder.
Îmân safında yer almada, Hazret-i Hatice ve Hazret-i Ali’yi, Resûl-i Ekremin evlatlık edindiği Zeyd bin Hârise (r.a.) takip etti.
Müslüman olduktan sonra, Hazret-i Ali ile Hazret-i Zeyd’in, Nebiyy-i Ekrem Efendimize gönülden bağlılıkları yeniden tazelendi ve güç kazandı. Artık, Efendimizden ayrılmıyor, namaz ve ibadetlerini onunla birlikte ifâ ediyorlardı.
Hazret-i Ali, zaman zaman Resûl-i Ekremle birlikte Kâbe’ye gider, orada namaz kılarlardı.
Afif i Kindî, alış veriş maksadıyla geldiği Mekke’de, henüz îmân etmediği bir zamanda Peygamberimiz, Hz. Hatice ve Hz. Ali’yi namaz kılarken görmüştü. Müslüman olduktan sonra, o hallerinden gıbta ile bahsederek şöyle demiştir:
“Ben, o zaman imân edip de, onların dördüncüsü olmayı ne kadar isterdim.”
Peygamber Efendimiz, davasını henüz umuma açıklamamış olmasına rağmen, müşrikler onların Kâbe’de namaz kılmalarından, yaptıkları ibadetten farklı bir ibadet yapılmasından pek hoşlanmıyorlardı. Bu sebeple bir müddet sonra, Peygamber Efendimiz, Hazret-i Ali ile, namazlarını kırlarda, vadilerde edâ etmeyi daha uygun buldular.
Annesi İle Babası Hazreti Hz. Ali’nin Peşinde
Resûl-i Ekremi bir gölge gibi takip edip, yalnız bırakmayan Hazret-i Ali’nin bu hali, anne ve babasının endişe ve telâşına sebep oldu. Bilhassa anne Fâtıma Hâtun fazlasıyla korkuya kapıldı. Kocasına,
“Dikkat et, oğlun Muhammed’le çok dolaşıyormuş, sakın ona birşeyler olmasın” dedi.
Ebû Talib anlayışlı bir insandı. Durumu bizzat Peygamber Efendimizden öğrenmek istedi. Bunun için birgün Resûl-i Ekrem Efendimizle Hz. Ali’nin arkalarından gitti. onları Mekke’nin bir vadisinde namaz kılarken buldu. Fahr-i Kâinat’a,
“Ey kardeşimin oğlu!” dedi. “Bu din, ne dindir?”
Peygamber Efendimiz,
“Ey amca! Doğru yola dâvet edeceklerimin ve bu dâvete koşması gerekenlerin başında sen varsın ve sen buna herkesten daha lâyıksın! Putlara tapmaktan vazgeç ve bir Allah’a îmân et” diye teklifte bulundu.
Bir an düşünceye dalan Ebû Talib, sonunda şöyle dedi:
“Ben, eski dinimden ayrılamam. Fakat, sen üzerinde bulunduğun dinde devam et! Allah’a yemin ederim ki, ben sağ kaldıkça, yapmak istediğini tamamlayıncaya kadar kimse sana el uzatamaz, hoşlanmadığın birşeyi sana eriştiremez” diye konuştu.
Sonra da oğlu Ali’ye döndü ve
“Oğulcağızım! Senin üzerinde bulunduğun bu din nedir?” diye sordu.
Hz. Ali,
“Babacığım,” dedi, “ben, Allah’a ve Onun Resûlüne îmân, onun Allah’tan getirdiklerini de tasdik ettim. Ona uydum ve onunla birlikte namaz kıldım.”
Bunun üzerine Ebû Talib,
“Ey oğlum! Amcan oğlunun dinine sana da isteyerek girmek yaraşır. O, seni ancak hayra dâvet eder. Ona itaat et!”168 diyerek hem Resûl-i Ekrem Efendimizi, hem de Hz. Ali’yi sevindirdi. Sonra da oradan uzaklaştı.
Eve dönen Ebû Talib’e, hanımı Fâtıma Hâtun telaş ve şiddetle,
“Nerede oğlun? Hizmetçim, Ciyad mevkiinde onu Muhammed’le birlikte namaz kılarken görmüş. Oğlunun dinini değiştirmesini uygun görüyor musun?” diye sordu.
Ebû Talib,
“Sus! Vallahi, amcası oğluna arka çıkmak ve yardımcı olmak, elbette herkesten çok ona düşer” diyerek telaş ve endişeye mahal olmadığını ifâde etti. Sonra da, “Eğer nefsim, Abdülmüttalib’in dinini bırakmak hususunda bana itâat etmiş olsaydı, ben de Muhammed’e tabi olurdum. Çünkü, o halîmdir, emîndir, tâhirdir.”169 dedi

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Türkiye'nin Güzel Bayanı Ayyıldız Mayoları ile Herkesi Büyül

12/7/2007 · Kategori: Yasam

Star Tv tarafından düzenlenen Miss Turkey 2007 güzellik yarışmasnda, 22 güzelin arasından birinci seçilen Türkiye’nin en güzel kızı Selen Soyder, Ayyıldız mayoları ile herkesi büyüledi.

Güzellerin Ayyıldız mayolu geçişlerinde gece adeta bir şölene dönüştü. Renkleri, tasarımları ve şıklığı ile göz dolduran Ayyıldız her zamanki gibi gecenin en dikkat çekici koleksiyonuydu.


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Türkler En Çok Ayakkabı Seviyor...

12/7/2007 · Kategori: Yasam

19 ülkede gerçekleştirilen moda araştırmasına göre, en şık giyinenler Paris'te yaşıyor. Şıklık yarışında Paris'i Milano ve Londra izliyor. Türkler ise ayakkabı ve çanta seçimine önem veriyor.

Araştırma şirketi GFK Türkiye'nin dünya çapında gerçekleştirdiği moda araştırması çarpıcı sonuçları ortaya çıkardı. GFK Türkiye'nin 19 ülkede gerçekleştirdiği moda araştırmasına göre, katılımcıların yüzde 35'i modaya uygun giyinmenin önemli olduğunu belirtirken, yüzde 62'lik kesim modaya uygun giyinmeyi ''önemsiz'' buldu. Modaya uygun giyinmenin önemli olduğunu düşünenlerin oranı 15-29 yaş arasında yüzde 52 çıkarken bunun büyük bir kısmını ise kadınlar oluşturdu. 50 yaş ve üzerinde modaya uygun giyinmenin önemli olduğunu düşünenlerin oranının yüzde 21'e düştüğü görüldü. Katılımcılar en şık giyinen insanların yaşadığı şehir olarak Paris'i gösterirken, Paris'i sırasıyla Milano ve Londra izliyor.

EL ÇANTASI ÖNEMLİ

Romanya ve Avusturya modaya uygun giyinmenin çok önemli olduğunu düşünen ülkeler arasında yer alırken, Fransa ve ABD'de modaya uygun giyinmek önemsiz olarak görüldü. Rusya ve Romanya'da takım elbise, ABD ve İngiltere'de ise kot pantolonu önem taşıyor. Araştırmaya göre, Türkiye’de, ayakkabı modasına daha çok önem veriliyor. İsveç ve Rusya gibi ülkelerde ceket ve kaban modasına önem verenlerin oranı artarken, ''el çantası modaya uygun olmalı'' diyenlerin oranı Türkler arasında yüksek düzeyde.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::